kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kitap; Her Yerden Çok Uzakta…



Yüce Dağ Başında Bir Arkadaşla
Önceden de oldu yüze anlarım.
Bir kez geceleyin parkta yürürken, yağmur altında, güzün.
Bir kez çöl ortasında, yıldızlar altında, ekseni üzerinde dönen yeryuvarına döndüğüm gün.
Kimileyin düşünürken, sadece düşünüp tartarken olan biteni.
Ama hep yalnız.
Kendi başıma.
Bu kez yalnız değilim.
Yüce dağ başında bir arkadaş var yanımda.
Natalie.
Bir şey yok, hiçbir şey yok bundan üstün.
Ömrünce görmezsem de bir daha, eh diyebilirim yine de,
Bir kez orada bulundum.
Dahası da var elbet, ama bu konuda anlatmak istediklerim hepsi bu kadar sanırım. ‘’ Dahası ‘’ değdim, bundan sonra olup bitenler, olup duranlar…
Dileğin Ursula K. Le Guin macerası devam ediyor, bir yazarı bu kadar geç keşfetmenin olanca pişmanlığı ile…. Bu kez farklı bir aşk hikâyesini anlattığı Her Yerden Çok Uzakta ile…

Ona göre; önümüzde konan tek seçenek, öteki insanlar gibi olmak ya da öteki insanların olmamızı istediğimiz gibi olmaktı. Ya uyanacaktın ya da boyun eğecektin.
Genç bir çocuğun, hayatını sorguladığı, olmak istediği ile olunması istediği kişi arasında ki farklar arasındaki gidip gelmelerini anlatan bir öykü bu.
Ve bu arada aşkı bulması, hayatı birlikte sorguladığı bir aşkı bulması.
Yaşamın anlamı nedir diye sorular soranın bir yararı olmadığına karar verdik; çünkü yaşam bir yanıt değil, bir sorudur ve yaşamın yanıtı siz kendinizsinizdir.
Bu güzel öyküyü kendinizin kitap yolculuğunuzdaki bir durak olmasını kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap bu.
Fazla bir şey anlatmayacağım bu kitap hakkında, alıntılar bence her şeyi o kadar güzel anlatıyor ki, buna ekleyeceğim şeyler sadece laf kalabalığı olacak sadece.

Kimseyi kimse yapmamak için herkesi düzlüyorlardı.
Kimsenin sizi düzeltemeyeceği, hayatın içinde kendi girinti ve çıkıntılarınız ile var olmanız dileği ile.

Sevgiler…
💖



Kitap; Yatağımdaki Yabancı…



Evlilik Bir Kumardır…
Dört yıl önce Isabel’e mantık evliliği yapmayı teklif ettiğinde Gray vurdumduymaz bir yakışıklıdır fakat artık genç adamın içindeki o çocuksu serseriden geriye eser kalmamıştır.  O artık sırların içine gömülmüş ve kaybolduğundan beri yaptığı şeyler hakkında hep sesiz kalmıştır.

Aşksa Bu Oyunun En Büyük Sürprizi
Isabel’in kolaylıkla başa çıkabildiği o pervasız genç artık yoktur ve bu tutkulu adam ehlileştirilemez gibi görünmektedir. Genç kadın, Gary’in içinde yanan ateşi keşfetmeye cesaret edebilecek ve karşı konulamaz bir yabancıya dönüşen aşığına içini açabilecek midir?

Nefes kesici olmayan tek bir satır dahi yok.
Romance Junkies

Cüretkâr bir biçimde özgün, cesur ve duygusal. Zekice kurgulanış…
Romantic Times

Sylvia Day’in her kadının hak ettiği bir ödül.
Teresa Medeiros

 Bazen içi boş kitaplar okumayı isterim, her kesten her şeyden uzaklaşmak için.
Biraz romantik olursa da iyi olur hani. İşte böyle bir tarz kitap okuma serüvenimde ki bir durak oldu Yatağımdaki Yabancı.

Daha rahat yaşama için yapılmış bir sahte evliliğin gerçek evliliğe dönüşme öyküsü. Öykünün içeriğinde pek bir derinlik yok, zaten bunu da aramıyoruz değil mi bu kitapta?
Kitabın dili akıcı, nasıl başlayıp bittiğini anlamıyorsunuz.
Kitap hakkında diyebileceklerim bu kadar.  Günü geçirmek, her şeyden uzaklaşma isteyenlerin okuyabileceği bir kitap.
Ama sakın ola pek fazla bir şey beklemeyin.
Bir anlık okuma zevki o kadar.
Sevgiler…



Kitap; Cam Hücre…



Philip Carter, iyi bir adam; iyi bir işi, derin bir aşkla sevdiği iyi bir karısı var. Tüm felaketlerin sadece başkalarının başına geleceğini sanarak yaşayan binlerce insandan biri. Ruhunun labirentlerinde, kendi zayıflıklarının peşinde koşarken bir tür ‘’ kader nevrozu ‘’ girdabında dönüp duran bir insan.
Ta ki, haksız suçlamalar, cezaevi, morfin, işkence, ihanet ve sonunda kapısını çalan cinayet bütün yaşamını kuşatıncaya kadar… Cezaevindeki taş hücresinden camdan görüşme kabinine, cam morfin şırıngasından herkesi görebildiği ve herkes tarafından görülebildiği yaşamın ‘’ cam hücre ‘’ sine uzanan bir serüven…
Patricia Highsmith, işlemediği bir suçtan altı yıl cezaevinde kalan, başarılı mühendis, Fransız edebiyatına meraklı, klasik müzikten hoşlanan, tüm dünya bir cezaevidir, cezaevleri ise dünyanın abartılı biçimleridir diye düşünen ‘’ iyi aile babası ‘’ Philip Carter’ın hayatındaki ‘’ kara ayrıntılar ‘’ın giderek çoğalmasının soluk kesici hikâyesini anlatıyor ‘’ Cam Hücre’’ de…

Bu kitapla olan tanışma öyküm biraz farklı. Yazarın, yani Patricia Highsmith başka bir kitabının tanıtım yazısını bir edebiyat dergisinde okumam ile başladı bu kitabın öyküsü benim tarihimde.
Yazarın anlatımını, hikâye örgüsünü o kadar güzel anlatmıştı dergi ilk fırsatta kütüphaneye gidip kitabı okuma isteği doğurdu bende. Ama maalesef kütüphanede bu kitap yoktu yazarın sadece bu kitabı alıp okumam için uygundu, diğer kitabı başka bir üyedeymiş çünkü. Bende kaderde bu kitabı okumak varmış diyerek kitabı alıp okumaya başladım. Büyük bir merak ile.
Kahramanın hapishane hayatı, burada yaşadığı dışarı çıkma umutları, cezaevindeki ortama uyum sağlamaya çalışması, otorite ile sorunları ve bunun sonucunda yaşadığı işkence. Sonrada artık burada kalacağını anlaması. Umutlarını yitirip cezaevi ruhuna bürünmesi, birazda morfin yardımıyla. Tüm bunlar olurken dışarıdaki oğlu ve en önemlisi karısı ile yaşadıkları ilk bölümünü oluşturuyor kitabın.
Zaman zaman biraz durgun gitse de yine de merakla okudum. Yazarın tarzı bana biraz farklı geldi doğrusunu söylemek gerekirse. Yazarın olayı kurarken ki felsefesi, hele devrine göre oldukça farklı.

İkinci bölümde ise kahramanımız işlemediği bir suçun cezasını çekip yeni yaşamına başladığı bir yeni başlangıcı anlatıyor. Karısına olan büyük aşkı uzun yıllar nedeniyle aralarına giren şeyler ve bir kişi yüzünden sınanması. Oğluna baba olmaya çalışması ama aralarındaki geçen yıllarının boşluğunu kapatmaması. Ve iş bulması veya bulma çabası. Tüm bunlar ile uğraşırken artık kendisinden alınan adaleti geri verme çabasına girmesi.Ve bende büyük bir şaşkınlık yaratan bir sona doğru gidiş.Yaşanan acımasızlıkların, haksızlıkların bir adamı nasıl değiştirdiğini gözlemlemem.
Ben kitabı sevdim, yazım dili çok akıcı olmasa da. İnsandaki değişimleri, zihinsel değişimi anlatması bakımından. Ama en önemlisi yazarın felsefesini sevdim.
Yani yazarın kitaplarını okumaya devam. 
Peki, siz yazarın kitaplarını daha önce okudunuz mu?
Sizin görüşleriniz nedir? Benimle paylaşır mısınız?

Ve vicdanını bulmaya çalıştı. Ya da olmaması anlamına gelen boşluğu. Vicdanı yok olmuştu. Belki artık hiç yoktu. Cezaevinde insanın vicdanına ne oluyordu?
Peki, bizim kendi cezaevimizde vicdanımıza ne oluyor? 
Bunu hiç düşündünüz mü?
Ben bazen kendi dünyamda yaşanan onca acımasızlıklar içinde zaman zaman vicdanımın köreldiğini hissediyorum. Beni kurtaran ise köreldiğini hissetmem galiba. Bir gün bunu da hissetmesem o gün benim kara ayrıtlarının tüm yaşamımı kapladığı ve her şeyin karanlığa döndüğü andır bence… Şimdilik hayatım duman grisi, dürüst olmam gerekirse eğer…
Cam hücremden bloguma açılan bu pencereden karanlıkları beraber azaltmak dileği ile,


Sevgiler…

Kitap; Mülksüzler…



Yazımın sonunda yazacağımı ilk başta yazmak istiyorum bu sefer, neden bu kitabı bu kadar geç okudum ve yazarın diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum…
Bu küçük girişten sonra klasik yazım tarzıma geri dönersek eğer , kitap tanıtımında yazanları sizlerle paylaşmak  isterim.
Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir.
Devrimi satın alamazsınız.Devrim yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak…
Konuşmasını bitirirken, yaklaşan polis helikopterlerinin gürültüsü sesini boğmaya başladı.
Kitap tanıtımında kitaptan bir bölüm alınarak yapılmış ve arkasından yazar kitabının özünü oluşturan Anarşizm’i nasıl tanımladığını bizimle paylaşmış.
Romanım Mülksüzler, kendine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor. İsimlerini toplumlarının kurucusu olan Odo’dan alıyorlar; Odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış, bu yüzden olaylara katılmıyor, ya da yalnızca zımnen katılıyor, çünkü bütün olaylar aslında onunla başlamıştı.
Odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil: kendine hangi saygıdeğer adı verirse versin bunun adı tedhişçiliktir. Aşırı sağın sosyal- Darwinist ekonominin özgürlükçülüğü de değil; düpedüz anarşizm : eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin’in, Goldmann ve Goodman’ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir ( dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır.
Ursula K. Le Guin
Kitap iki ayrı zamanda ve iki ayrı dünyada geçiyor. Shevek’in gelişimi, geri dönüşlerini görebildiğimiz bu iki farklı dilimdeki olaylar bize iki dünyayı da karşılaştırma imkânı sağlıyor. Yazarın kurduğu dünya fantastik olsa da, bazı yönlerle o kadar tanıdık ki olayların olmayan bir yer ve zamanda geçtiğini unutuyorsunuz zaman zaman. Kapıya bir kilit daha asıp adına demokrasi diyorsunuz okuduğumda nedense aklıma Avrupa ve Mülteciler geldi. İşte kitaptaki bazı yerler o kadar günümüzden ki… Belki sizde bu kitabı okuduğunuzda benim görmediğim, göremediğim günümüz gerçeklik bağlantılarını bulacaksınız. Kim bilir?
Shevkin hem anarşizm toplumunda, hem de günümüzün kapitalist toplumunda yaşadıkları ama daha önemlisi düşündükleri arasında gidip gelirken kendinizden de çok şeyle bulacaksınız. Hele ki yaşadığımız toplumdan… Kitaptaki iki yer beni özellikle çok etkiledi, anarşizm toplumundan gelen Shevek’in alışveriş için gittiği yerdeki şaşkınlığı ve kitapta ki kadın kahramanlardan olan Vea’nın davranış ve düşüncelerine getirdiği yorum…  Kitabın heyecanı kaçmaması için detay vermesem de, okuduğunuzda bu iki yere de dikkat etmenizi naçizane ama şiddetle tavsiye ederim. Hele bir bayansanız Vea hakkında ki yorumu özellikle dikkat etmelisiniz. Hepimizin içindeki açmazlardan, toplumun bize dayattığı davranışlardan bir şeyler bulacağınıza, maalesef, kesinlikle eminim.
Var olmanın yasası mücadeledir.
Kitap gerçekte var olmayan dünyalarda, var olmayan siyasi sistem ve gerçek olmayan toplum yaşantısında gecede, günümüzdeki dünyayı, siyasi sistemleri ve toplum yaşantısını anlamak için kesinlikle okumanız gereken bir kitap…
Kendini bir hapishaneye kilitlediğine göre nasıl özgür bir adam gibi davranabilirdi?
Yazımı bitirmeden önce kitaptaki Sonsöz bölümünü okumadan kitabı bitirdim dememeniz gerektiğini özellikle belirtmek isterim. Bülent Somay’ın yazdığı bu bölümde yazar ve kitapla ilgili öğle değerlendirmeler var ki, kitaptaki birçok olaya, hatta kitabın ismine bile, başka bir bakış açısı ile bakmanızı sağlayacak. Dostoyevskinin Ecinniler romanı ile olan bağlantısını bilmeseniz kitapta bir şeyler eksik kalır… Sonsözden bir alıntı yapmadan yazımın bu bölümünü bitirmek istemem;
Ama Mülksüzler bir ütopya.Alışagelmiş türden bir ütopya değil. Kendi toplumunu, bugün ve burada varolanları eleştirerek buna alternatif bir mükemmel şehir ya da dünya tasviri yapan bir ütopyacının kaleminden çıkmamış, ama umut ilkesi metnin her satırında kendini gösteriyor. Le Guin bize mükemmel bir toplum tasvir etmiyor, tersine, tüm eksiklikleriyle bir yenidünya’yı ve tüm sevilebilir yanlarıyla bir eski dünya’yı karşı karşıya ve yan yana koyuyor, karşımıza koyuyor. Bir tercih yapmamız için değil, ikisine birden bakarak kendimize bir umut ufku oluşturmamız, yenidünya’ya eski dünya üzerinden, geri dönerek varmamız için…
Bizim gibi duvarları çok ve yüksek olan bir ülkede yaşayan bireyler olarak çevremizdeki duvarları yıkmasak bile en azından fark etmek için bile okunması gereken bu kitabı için beni kadar geç kalmamanız dileği ile… Kim bilir belki bu arada birkaç duvar bile yıkarız…
İçeri kapanmak, dışarıda bırakmak, aynı şey…
Sevgiler…
Bu karikatür kitabın içinden çıktı, kitabı benden önce okuyan birinden olan bu hatırayı da paylaşmak istedim.

Kitap;Hayatı Yeniden Keşfedin ….

Hayatı Yeniden Keşfedin, Bilişsel Ve Davranışçı Terapiler Serisi, Jeffrey E. Young, Janet S. Klosko,

Hayatı Yeniden Keşfedin
Daha cesur, üretken ve doyumlu bir hayat için gerekli araçlar

·         Aşırı vicdan ve hayır diyememek yüzünden kendi ihtiyaçlarınıza sora gelmiyor mu?..
·         Terk edilmekten korktuğunuz için ilişkilerde çok mu altta kalıyorsunuz?..
·         Sağlığınızı kaybetmek, aklınızı kaçırmak, parasız kalmak, uçağa binmek gibi korkularınız yaşam sevincinizi yok mu ediyor ?..
·         Hayatınız, işleri yetiştirmeye çalışmakla mı geçiyor?..

Tatmin etmeyen ilişkiler, evhamlarla dolu bir hayat, nedensiz yere kendinizi diğerlerinden aşağı hissetmek.. Tüm bunları fark etmeden kabul ettiğimiz inanışlarımız değiştirebilecek çözülebilir. Bu, kendine zarar verici düşünme ve hissetme kalıplarına ‘’ şema ‘’ adı verilmektedir. ‘’ Hayat Yeniden Keşfedin’’ , mutluluğa ulaşmamızı engelleyen bu girdaplardan nasıl kurtulacağımızı gösteriyor.
Kişiliğe işlenmiş ve tedavisi zor sorular için geliştirilen ve etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış Şema Terapi’nin yaratıcılarından Young ve Klosko, ilaçların yardımı ve uzun süren geleneksel terapiler olmadan, şemalarınızı testler aracılığı ile fark edip, Bilişsel Terapi’nin devrim niteliğindeki ilkeleriyle değiştirmemize yardımcı oluyorlar.

‘’ Young ve Klosko, hem ilişkilerde hem de iş hayatından anlamlı değişiklikler yapak için gereken güçlü araçlar geliştirilip, toplumun anlayabileceği hale getirerek öncü bir iş yapmışlar…’’
Aaron T. Beck ( M.D.)


Kütüphanede gezerken neden, niçin olduğunu bilmeden kişisel gelişim kitaplarının olduğu yerde buldum kendimi. Belki zor günler geçirdiğimden, belki kendime moral bulmak için yapabilirisin diye adlandırdığım kitaplardan alıp birazda olsa moral bulmak için. Kitapları tek tek bakarken ki bu benim kütüphanede ki en büyük zevkimdir, bu kitaba rast geldim. Kitap tanıtımında yazılanlar ilgimi çekmişti ama okumak için alıp almama konusunda kesin karar veremiyordum. İşte tam bu sırada kkütüphenenin kapanma saati geldiği söylenince daha fazla düşünmeden kitabı aldım. Nasıl olsa beğenmesem, geri getiririm dedim.
Hayatı tesadüfe inanmam her şeyin bir nedeni vardır bence. İşte bu kitaba beni götüren bu neden ne ise ben buna çok teşekkür ediyorum. Çünkü bu sayede sadece bu kitabı keşfetmekle kalmadım kendi içime de biraz keşfettim.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu kitap bir kişisel gelim kitabı kesinlikle değil, daha ziyade bir psikolojik tahlil kitabı. Kitap, yazara olan psikologların hastalarında en sık karşılaştıkları en yıkıcı 11 problemi inceliyorlar. Öncelikle Sizde Hangi Şema Var? Sorusu ile kitap başlıyor. Yapılan küçük bir değerleme testi ile bizde baskın olan şema / şemaların tespit edilmesi amaçlanan bu bölümden sonra ise

  ‘’ Lütfen Beni Terk Etme ‘’ Terk Edilme Şeması
 ‘’ Sana Güvenemem ‘’ Kuşkuculuk ve Kötüye Kullanma Şeması
‘’ Hiçbir Zaman İhtiyacım Olan Sevgiyi Alamayacağım ‘’ Duygusal Yoksunluk Şeması
‘’ Uyumsuzum ‘’ Sosyal İzolasyon Şeması
 ‘’ Tek Başına Yapamam ‘’ Bağımlılık Şeması
‘’ Bir Felaket Olmak Üzere ‘’ Dayanıksızlık Şeması
‘’Değersizim ‘’ Kusurluluk Şeması
‘’ Kendimi Başarısız Hissediyorum ‘’ Başarısızlık Şeması
‘’ Senin Dediğin Gibi Olsun ’’  Boyuneğicilik Şeması
‘’ Hiçbir Zaman Yeterince İyi Olmuyor ‘’ Yüksek Standartlar Şeması
‘’ İstediğim Her Şeye Sahip Olabilirim ‘’ Haklılık Şeması

Diye adlandırdıkları bu 11 temel şemayı detaylı bir şekilde ayrı bölümler halinde bizlere anlatıyor.
Her şemanın ayrıntılı olarak anlatıldığı bölümde ise öncelikle bu sorundan muzdarip olan hastalardan örnek verilerek şemanın davranışlarımıza yansıması gösteriliyor. Daha sonra ise şema bize anlatılarak bir küçük testle birlikte bizde bu semanın bulunma ölçeği tespit edilmeye çalışılıyor ve bu şemanın kökeni hakkında bilgi veriliyor. Bununla birlikte bu şemanın bizde ve karşımızdaki yarattığı davranışlar örneklenerek bunları gidermek için yapabileceğimiz çalışmalar ayrıntıları ile anlatılıyor.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitap da yazanlar beni oldukça etkiledi, bende olduğunu düşündüğüm şemaların yanında baskın olmasa da bende etkili olan başka şemaları da tespit ettim. Yaptığım bazı davranışların bu şemalardan kaynaklandığını görünce ise sanki yazardan biri beni yazıyor, beni örnekliyor hissine kapıldım.

Ben günümüzün bu stresli dünyasında yaşayan herkese bu kitabı öneriyorum. Fakat en önemlisi, bu kitabı okurken keşfettiğim bir şeyi belirtme istiyorum, şemalarda bahsedilen bütün sorunların temelinde çocukluk döneminde yaşananların baskın bir rol oynadığı özellikle belirtildiğinden çocuk yetiştiren herkese bu kitabı öneriyorum. Kitapta şemaların genellikle yetişme ortamından dolayı oluştuğunu bununda kalıtımsal bir özelliğe benzetilebileceği ve bu ailede zincirin devam etmesini beklide siz önleyebilirsiniz. Hem de kendinizde şemanız dan kurtularak… Çünkü kitapta bahsedilen şemalar o kadar yaygın ki…










Kitap;Yalnız Bir Avcıdır Yürek…


Kitabı tanıtmada çok yetersiz bulsam da önce arka kapakta yazanları paylaşarak başlayayım bu güzel kitabı anlatmaya;
Yalnız Bir Avcıdır Yürek, sadece karamsar bir varoluş düşüncesinin yansıdığı derin bir duyarlılığın romanı değil, yazıya geçirilmiş içli ve tedirgin bir müziğin parçasıdır. 1930’lu yıllarda ABD’nin küçük ve kasvetli bir Güney kasabasında yaşayan sağır bir kuyumcu, bir genç kız zenci doktor, bir lokantacı ve aykırı bir gezgin işçinin ayrı sesler olarak yankılanan öyküleri birleşip romanın temel yapısını oluşturuyor.

Carson McCullers’i otobiyografik öğeler taşıyan bu ilk romanını, İngilizceden ve Fransızcadan yaptığı otuza yakın çeviri, yayınlandığı deneme – eleştiri kitapları ve anılarıyla tanınan Mehmet H. Doğan Türkçeye çevirdi…

Öfke yoksulluğun en değerli çiçeğidir.

Benim için kitabın ilk dikkat çekici özelliği ismi oldu. Öyle vurucu ve dikkat çekici ki. Bilmem sizde böyle düşünür müsünüz, ama benim yüreğim gerekten yalnız bir avcı…

Kitapta beş ana karakter var tanıtımda da bahsedilen. Bunarın ayrı olan öyküleri kitapta o kadar güzel harmanlaşmış ki, dilsiz Bay Singerin yaşantısı bağlamında, kitabın sayfalarını nasıl çevriğimi anlamadım bile.

Yüreğimin tellerini titreten bir hikâyesi vardı, daha doğrusu hikâyeler toplamıydı kitap. Uzun zamandır bana bu hissi veren roman okumamıştı. Bekli yüreğimin tellerinin zaman içinde kalınlaşmasıydı buna neden, bilemiyorum…
Ama kitabı çok ama çok sevdim.

Artık aşağıda düşecek yer, uçurum kalmayıncaya kadar derinlere iniyordu. Umutsuzluğun kat dibine ulaştı ve ancak orada huzur buldu.

Müziğe olan tutkusuna karşın yaşamı bu hayaline yaklaşmasına bile izin verilmeyen zavallı Mick…
Kafasındaki derin sorular ve gözlemleri ile anlama çabasında olan Biff…
İşçi sınıfının sorunlarına kafa yorun ve insanları aydınlatma çabasında olan Blount…
Ve zencilerin aydınlanması için bıkıp usanmadan çalışan Doktor Copeland…
Ve John Singer, romanın her şeyi, tüm kahramanların birleştiren ortak nokta.
Herkesin kendinden bir şeyler yüklediği, yalnızlığına yoldaş ettiği Singer. Buna karşın Singer’in derin yalnızlığı.

Ve alışkanlıkla yarından daha öte karanlıklara dalıp kaybolmamak için düşünce alanlarını daraltıyorlardı.

Kitapta en çok Bay Siner’i kıskandım. Beklide kendi hayatımda bir Bay Singer olmadığından.
Sadece dinleyecek, sizi yargılamadan dinleyecek biri olması ne büyük bir zenginliktir…

Öyleyse ne vardı kızacak? Aldatılmıştı sanki. Ancak yine kimse aldatmamıştı onu. Öyleyse suçu üzerine atacak kimsede yoktu. Ama ne olursa olsun, bu duygu vardı içinde: Aldatılmışlık…

Ve kitap bittiğinde içinde derin bir boşluk kaldı bende. Tıpkı roman kahramanlarının Bay Singer’in gidişinde hissettiklerine benzer bir boşluk oldu. 
Ve bu boşluğu biraz giderebilmek adına sizle bu yazıyı yazmaya başladım.






Kitap; Rüyanın Öte Yakası...



‘’ Her şey rüya görür. Şeklin, varlığın oyunları, madenin rüya görmesidir. Kayar kendi rüyalarını görür ve yeryüzü değişir… Ama zihin bilinçli hale geldiğinde, evrim ivme kazandığında, işte o zaman dikkatli olmamız gerekir. Dünyaya karşı özenli olmanız gerekir. Yolu yordamı öğrenmelisiniz. İşin püf noktalarını, sanatını, sınırlarını öğrenmelisiniz. Bilinçli bir zihin, bilerek ve özenle bütünün bir parçası olmalıdır_ tıpkı kayanın bilinçsiz olarak bütünün bir parçası olması gibi.’’

Herkes rüya görür. Peki ya bir gün rüyalarınız gerçek olsa? Hatta her rüyanızla gerçekliğin sürekli yeni baştan yaratsanız? Le Guin her zamanki usta anlatımı ve özgün bakış açısıyla bu soruya yanıt arıyor. Denklemin bir tarafında, gördüğü rüyalarla tüm insanlığın ve hatta evrenin kaderini değiştirmektedir gönülsüz bir kahraman, diğer tarafındaysa onun gücünü ‘’ faydalı işler ‘’ yapmak için kullanırken iktidar hırsına yenik düşen bir bilim adamı var. Gönülsüz kahraman omzundaki bu ağır yükten kurtulmak, herkes gibi dünyanın bir parçası olmak istiyor; bilim adamıysa bu olağanüstü yeteneği kullanıp daha iyi, daha ‘’ akılcı ‘’ bir dünyanın mimarı olmak.

Rüyanın Öteki Yakası, hayal gücünü kamçılayan olay örgüsü ve derin felsefi boyutuyla Le Guin severlerin ve fantastik edebiyat tutkunlarının kaçırılmaması gereken bir roman.

 Yine bir Le Guin Kitabı…
Yine nasıl okunup bittiği anlaşılmayan bir kitap…
Yine uykusun bir gece…
Ve yine bir pişmanlık; bu kitabı neden bu kadar geç okudum pişmanlığı…

 Le Guin kitaplarına olan ayrı bir düşkünlüğüm, hayranlığım vardır.
Yazarı geç keşfetmenin pişmanlığı yanında…
Bu kitapta aynı kaderi paylaştı benim kitap yolculuğumda.
İçindeki fantastik dünyada kaybolurken ben daha önce neden buralara gelmedim diye düşündüm.
Orr ile rüya görüp, Haber ile dünyayı şekillendirmeye çalışırken, gerçekliği değiştirmenin dünyayı daha iyi yer yapıp yapmayacağının yolculuğunda düşüncelere dalıp uzaylıların dünyayı işgaline şahit oldum.

Rüyalarında bayram edenler yasa uyanır.
Chuang Tzu

  Olay örgüsü ne kadar fantastik olsa da, aynı ölçü de içine çekiyor sizi. Ve kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. En azından bende öyle oldu. Ve her kitap severe rahatlıkla önerebileceğim bir roman sunuyor bize Le Guin.

Kitabın tanıtım yazısında yazılanlara tamamı ile katılıyorum. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir roman bu.
Ve kitap sever herkesin kütüphanesinde bir Le Guin kitabı olmalı.

Eğer daha önce yazarın kitaplarından birini okumadıysanız belki bu kitap ile başlayabilirsiniz.
Rüyalarımızın örte yakasında görüşmek dileği ile
Sevgiler…





Tibet’in Gençlik Pınarı İle Gençleşme Serüvenim…




Yeni yıl yeni kararlar ile başlar ya 1.Ocak günü, bende bu senenin ilk günü Tibetin Gençlik Pınarında ki hareketleri yapmaya başlayarak başladım yeni yıllın ilk sabahına. Ve bütün sene boyunca yapmak azmi ile.
Daha önce kitabın tanıtım yazısını iki ayrı blogda sizlerle paylaşmıştım, o sebeple burada tekrardan aynı yazıyı sizlerle paylaşmak istemiyorum. Burada kitaptan daha ziyade, kitapta denilenleri yapma deneyimi sizlerle paylaşmak ve en önemlisi sizinde yapmanızı sağlamak istiyorum. Ancak kitap tanıtımını da okumak isteyenler içinde yazımın en altında bu yazının linkini verdim.
Kitapta beş temel ayin var. Bunları detaylı bir şekilde, nefes alış verişleri ile birlikte kitapta anlatılıyor. O sebeple burada bu hareketleri anlatmayacağım. Zaten Deryanın Spor Günlüğünde de ki paylaşımda detaylı bilgi mevcut. Linki de aşağıda…

Ben daha önce düzenli olarak spor yaptığım için, en azından düzenli olarak her gün iki saat tempolu yürüdüğüm için, kitaptaki hareketler beni çok zorlamadı açıkçası.
İlk önceleri sabahları yaptım, ama daha sonra günlük telaşlarım dolayısı ile akşama kaydırdım bu çalışmalarımı. Ama mutlaka yaptım. Bu süre boyunca sadece dört gün (  ardı ardın değildi bu dört gün ) yamamazlık ettim. Ayinleri yapmam benim yaklaşık olarak 20 dakikamı alıyor. Yani yarım saat bile değil. Ne kaybederim diyerek başladım ve devam ettim bu serüvenime.
Çalışmaların fiziksel, duygusal ve zihinsel etkileri inanılmaz. Hakkımda çok daha iyi şeyler hissediyorum; çok daha canlı ve genel olarak daha hoşnuttum. Zihnim daha hızlı ve daha berrak. Fiziksel duruşum inanılmaz derecede iyileşti. Bu kitabı her yaştan her insan için hararetle tavsiye ederim.
-       Steven Hunt, Troy, Michigan
Kitabın girişinde, kitapta yazılanları uygulayınca olağanüstü etkileri olduğunu iddia eden okuyucu yorumları mevcuttu. Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu yazılanları biraz şüphe ile yaklaştım.  Hatta dudak bile büktüm. Ama şu an bunların doğru olabileceğine kesinlikle inanıyorum.
Beyaz saçlarım açık kahverengiye geri döndü. Tek bir beyaz saçım bile kalmadı. Bunun yanıtını bilemiyorum.
-Ellie Stevens, Okanogan, Washington
Örneğin ben kitaptaki hareketlere başlamam yaklaşık 1,5 ay oldu. Saçlarımı da boyayalı bayağı olmuştu. Yaklaşık 2.5 ay. Ve şu an hala dip boyası yaptırma ihtiyacı hissetmiyorum hala. E az bir ay daha saçımı boyamam her hal.
Ama en önemlisi kendimi müthiş genç ve dinamik hissediyorum. Bunu buradan tam olarak nasıl anlatırım bilmiyorum ama hakikatten kendimi çok zinde hissediyorum. Kilo vermeye başladım ama esas önemlisi sıkılaştım.
Ve çevremde herkese bu hareketleri tavsiye ediyorum artık. Ki daha çok kişi ile bu deneyimlerimi paylaşmak adına bu yazımı da sizlerle paylaştım.  Kitabı herkese şiddetle önersem de, otuz yaş üstü bayanlara özellikle öneriyorum. Geri giden şeyleri durdurup tekrardan gençleşmek için …
Yalnız şunu belirtmem lazım ki, kitaptaki ayinleri yaparken yediklerime içtiklerime de dikkat ettim. Kitapta da bahsedildiği gibi. Ama çok sıkı bir diyet filanda yapmadım. Sadece dikkat ettim o kadar.
Son söz olarak kitabı ben 11 Tl’ ye aldım. Yani pahalı bir kitap değil, tavsiyem kesinlikle bu kitabı alın ve lütfen ama lütfen hareketleri de yapın, en azından bir ay deneyin. Zaten bir ay boyunca hareketleri ( kitaptaki ismi ile ayinleri ) devamlı yaptıktan sonra zaten bırakamayacaksınız.  Buna kesinlikle inanıyorum.
Kelepir Kitap Blogumda ki kitap yanıtımı ve kitabın yorumu için tık tık
Deryanın Spor Günlüğü Blogunda ki kitabın yorumu ile birlikte kitaptaki hareketlerin anlatım yazısı için tık tık
Sevgiyle kalın…
 Eğer bu yazıdan sonra kitabı alır, hareketleri yaparsanız, deneyimlerinizi benimle paylaşır mısınız? Sizden gelen güzel haberler bu bloggeri çok mutlu eder çünkü…

28 Eylül, Benim İçin Yeni Bir Hikaye ;Kelepir Kitapçı…


Bugün, yani 28 Elülde,  çıktığım yeni bir yolu sizlerle paylaşmak istiyorum. 
Ben kendimi kitap kurdu olarak nitelendirmesem de çevrem beni bu şekilde adlandırmakta ısrar eder. Bana göre az okuyorum, çünkü okunacak o kadar kitap var ki, ne kadar okursam okuyayım okunacak kitap listemi azaltamıyorum. 
Ama onların benim gibi düşünmedikleri kesin. 
Blogger olma öykümü sizlerle daha önce paylaşmıştım. Burada bu öykümden bir bölümü tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum ki Kelepir Kitapcıya nasıl geldim daha iyi anlatabileyim. Blogger olmaya karar verdiğim günlerde benim üzerine en çok düşündüğüm konu hangi konuda yazacağı oldu. 
Kitaplara olan düşkünlüğüm, daha doğrusu aşkım da göz önüne aldığımda kitap blogu açmayı da ciddi ciddi düşündüm. 
Ancak blog açmamda ki amaçlarımdan birisi de biraz kafa dağıtmak, blog açtığım zamanlar pek kolay zamanlarım değildi, olduğu için kozmetik ve güzellik üzerine yazmaya ağırlık verdim. Kitap bloglarını sadece izleyip, yorum yapmakla yetindim. Ama içinde bir yerde hep bir kitap blogumun olmasını içten içe istedim. 
 İşte yaklaşık olarak altı aydır kitap blogu da mı açsam mı, iki blogu aynı anda yürütebilir miyim diye ciddi ciddi düşünürken buldum kendimi. Ve denemeye karar verdim. 
Şuna inanan biriyim, bundan yirmi sene sonra denediklerimi değil denemediklerimden pişman olacağım. Ve bu yazı yazıldığına göre anladınız gibi artık benimde okuduğum kitapları ve kitaplar hakkındaki naçizane görüşlerimi paylaşacağım bir blogum var. 

Burada özellikle belirtmek istediğim bir konu daha var, blog şablonunu, yerleşimini ben yaptım.Ki bir sene öncesine kadar benim için bunu yapmak hayal dahi edilemezdi. Tabii şablon tasarımını kendim yapmadım, hazır bir şablon kulandım şimdilik ama belki ileride kendi tasarımım olan bir şablon da olur. 
Kim bilir? Şablon tasarımı konusunda burada özellikle anmak istediğim bir blog var; koregünlüklerim blogu. 
Daha öncesinden de ilgiyle takip ettiğim bu blogda verilen blog tasarımı ile ilgili bilgileri ilk defa aktif olarak kullanmaya cesaret ederek kendi blogumu yaratama konusunda ilk adımımı attım. Kore Günlüklerime buradan tekrar tekrar teşekkür ederim. 
Paylaştığı bedava şablonlar sayesinde benimde blogumun çok güzel bir tasarımı oldu. 
Sizinde beğeneceğinizi umuyorum. Ve eğer sizde blog tasarımı gibi konularla ilgileniyorsanız bu blogu takip etmenizi öneririm.

Bendeki haberler bu şekilde. 
Yeni başladığım bu yolda beni yalnız bırakmayacağınızı umuyorum.
Sevgiler…
www.kelepirkitapci.blogspot.com.tr









Haydi ! Kitaplarımızı Alıp Doğru Migrosa !!!

Fotoğraf: Yeni bir dünya hediye etmek, hepimize #iyigelecek.